18.03.1997
21497/93 MANTOVANELLI v. FRANSA
♦ bilirkişinin dinlediği
tanıkları sorgulayamama (başvurucuların 20 yaşındaki kızlarının ölümüne sebep
olan hepatit hastalığına ameliyatlarında kullanılan anestezi ilacının yol
açtığı iddiasıyla açılan tazminat davasında istenen bilirkişi raporunun
hazırlanması sürecinde bilirkişinin dinlediği hastane personeli beş tanığı
başvurucuların sorgulayamamaları ve raporun dayandığı belgeleri inceleyememeleri
nedeniyle bilirkişi raporuna karşı etkili yorumda bulunamamaları) ■ adil
yargılanma hakkı—hakkaniyete uygun yargılanma hakkı—çelişmeli yargılanma hakkı
OLAYLAR
Başvurucular
bay Mario Mantovanelli ve eşi bayan Adree Mantovanelli, Fransız vatandaşıdırlar.
27 Ocak 1981’de, başvurucuların 20 yaşındaki kızları Jocelyne Mantovanelli, sol
başparmağındaki dolama nedeniyle Nancy Kliniğinde ameliyat olmuştur. Aynı gün
Jean d’Arc Hastanesi nakledilmiş ve ertesi gün ikinci ameliyatı olmuştur. Bir
yıl içinde düzenli tedavi görmüş, tekrar niteliğinde yedi ameliyat daha
geçirmiş, atar damarları muayene edilmiştir. Şubat 1982’de enfeksiyon tespit
edilmiş ve bir hafta sonra parmağındaki ikinci kitle alınmıştır. 13 Mart
1982’de sarılık teşhisi koyulmuş ve Brabois Hastanesine yatırılmıştır. Durumu
ağırlaşmış ve hepatit komasına girmiştir. 27 Martta bulaşıcı hastalıklar ve
yoğun bakım bölümüne kaldırılmış, iki gün sonra burada ölmüştür. Sözü edilen
ameliyatlar ve damar muayeneleri genel anestezi altında yapılmıştır.
Anestezilerde yedi ayrı ilaç karışımı kullanılmış, ancak her defasında halotan
verilmiştir. Başvurucular, kızlarının aşırı halotan sebebiyle öldüğüne
inanmışlar ve idare mahkemesine dava açarak bundan Nancy Hastanesinin (CHRN)
sorumlu olduğunu iddia etmişlerdir. Başvuruculara 29 Kasım 1982’de adli yardım
verilmiş ve 11 Ocak 1983’te kendilerine avukat atanmıştır. Başvurucular 26
Nisan 1983’te Nancy İdare Mahkemesinden bilirkişi tayin edilmesini
istemişlerdir. İdare Mahkemesi cevap ve cevaba cevap dilekçelerini aldıktan
sonra 28 Mart 1985’te bilirkişi tayin etmiştir. İdare Mahkemesi bu konudaki ara
kararında şöyle demiştir: ‘… Taraflar olaylar üzerinde anlaşamadıklarından ve
mahkemenin de esas hakkında karar verebilmesi için dosyada delil
bulunmadığından, çelişmelilik prensibine uygun hareket edecek olan bir
bilirkişi tayin edilmesi gerekmiştir. Bilirkişiye verilen talimatla şöyledir:
‘a) Jocelyne Mantovanelli’ye ait bütün sağlık dosyasını ve özellikle otopsi
raporunu ve Professor Dureux’un raporunu inceleyiniz; b) hastanın gördüğü
tedavileri anlatınız, şikayet edilen konuların yaygın mı, yoksa nadiren
karşılaşılabilecek türden mi olduklarını, ameliyatların ne kadar karmaşık
olduğunu açıklayınız; c) kendisinin genel durumu ve şikayetlerinin özelliğini
dikkate alarak mümkünse hastanın iyileşme şansını belirtiniz; d) halotan’ın kullanılıp
kullanılmadığını ve hangi koşullarda kullanıldığını, bu tür bir kullanımın
kabul edilmiş uygulamaya uygun olup olmadığını ve eğer böyle ise bu tür
komplikasyonların yaygın olup olmadığını, istatistiki olarak ne kadar yaygın
olduğunu belirtiniz; e) ilgili bütün tanıkları dinleyiniz, gerekli bütün
tespitleri yapınız ve mahkemenin esas hakkında karar verebilmesi için gerekli
bütün bilgileri sağlayınız. …’ Bilirkişi olarak Professor Guilment 4 Nisan
1985’te yemin ederek göreve başlamıştır. Bilirkişi çeşitli sağlık dosyalarını
incelemiş, CHRN personelinden son ameliyatı yapan cerrah ile anestezi uzmanı
dahil beş sağlık personeli ile görüşmüştür. Bilirkişi 8 Temmuz 1985’te raporunu
sunmuş ve rapor 19 Temmuzda taraflara iletilmiştir. Rapora göre dolama küçük
bir rahatsızlık olduğu halde, bayan Mantovanelli’nin tedavisi ve özellikle
ameliyatının gecikmesi nedeniyle istisnai olarak önemli bir rahatsızlık
oluşturmuş; durumunu kötüleştiren geçmişten gelen bir rahatsızlığı
bulunmamaktadır; istisnai komplikasyonunun ve tedavi sürecinin uzama nedeni,
lezyonun büyüklüğü ve dokuya verilen zararla ilgili olup, bu da iyileşme
sürecini ve kaybın tamirini ve hasarın telafisini geciktirmiş ve yeni bir
enfeksiyon tedaviyi başarısız kılmıştır; dolamının çıkmasından 14 ay sonra
sarılık teşhisinin ardından iki uzmanlık bölüme nakledilmiş, kendisine verilen
uygun tedavi durumunun kötüleşmesini engelleyememiştir; beklenmeyen
komplikasyondan önce hastanın uzun bir sürede de olsa iyileşmesi öngörülebilir
bir durumdur; her defasında anestezi için diğer anestezi ilaçlarının yanında
halotan kullanılmış olup, tamamen kabul edilmiş uygulamaya uygun şekilde,
anormal bir reaksiyonu tahrik etmeyecek kadar verilmiştir. Hepatitin başlangıcı
ve hastanın ölümünün doğrudan halotan kullanımıyla bağlantılı olup olmadığı
konusunda bir kesinlik yoktur; ancak önce Epontol daha sonra halotan ve üçüncü
olarak Nesdonal’a atipik bir duyarlılık söz konusu olmalıdır; dolayısıyla
hastaya özgü bir reaksiyon hastanın ölümüne sebep olmuştur; bu tür istisnai
olaylarla ilgili istatistiki rakamlar yoktur; halotan ilacının karaciğer ölümüne
sebebiyet vermesi ise 10,000’de birden fazla değildir. Başvurucular 30 Temmuz
1985 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde, İdare Mahkemeleri
Yargılama Usulü Kanunun 123. maddesi gerektirdiği halde, kendilerinin veya
avukatlarının bilirkişinin yapacağı işlemlerin tarihleri konusunda
bilgilendirilmediklerini ve raporda dayanılan belgeleri inceleyemediklerini, bu
nedenle çelişmeli yargılama ilkesine aykırı davranıldığını ve bu durumda yeni
bir bilirkişi raporu alınması gerektiğini iddia etmişlerdir. İdare Mahkemesi 29
Kasım 1988’de verdiği kararda, başvurucuların bilirkişi raporunun
hazırlanmasında usule aykırılıklar (irregularities) bulunduğunu iddia etmekte
haklı olmakla birlikte, başvurucuların hem kendi belgelerinde ve hem de
bilirkişi raporunda açıklanan olaylara itiraz etmediklerini, dolayısıyla bayan
Mantovanelli’nin ölümüne sebebiyet veren hepatitin 11 ameliyat sırasında
anestezi yapılırken halotan verilmiş olmasına kesin olarak bağlanamayacağını,
her halükarda kabul edilmiş uygulamaya göre kullanılmış olan ve çok nadiren
karaciğer ölümüne sebebiyet veren bu maddeye karşı kontraendikasyon
göstermediğini, bu nedenle CHRN’nin büyük bir tıbbi hata ile suçlanamayacağını,
sonuç olarak davanın reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucular bu
karara karşı Ocak 1989’da Nancy Üst İdare Mahkemesine başvurmuşlar, maddi
olayların tartışmalı olmadığını, davanın amacının devlet hastanesinin hizmet
kusurunu kanıtlamak için bütün delilleri çelişmeli bir usulle inceledikten
sonra kızlarını öldüren hepatitin sebebini ortaya çıkarmak olduğunu, ancak bu
nokta hakkında görüşlerini bilirkişiye anlatmak için fırsat verilmediğini,
dolayısıyla Profesör Guilment’in raporu ile İdare Mahkemesi kararının
kaldırılması ve raporun dava dosyasından çıkarılması ve yeni bir bilirkişi
raporu alınması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Nancy Üst İdare Mahkemesi 13
Şubat 1992’te duruşma yaptıktan sonra 5 Mart 1992’de üst başvuruyu reddetmiştir.
Üst İdare Mahkemesine göre, bir bilirkişi raporunun usule aykırı bir şekilde
hazırlanmış olması halinde, mahkemenin bu raporu dava dosyasından çıkarmasını
ve yeni bir rapor hazırlanmasına karar vermesini gerektiren bir yasa hükmü veya
genel bir hukuk ilkesi yoktur; bilirkişi raporunun bir tarafı bakımından
çelişmeli yargılama usulüne uymadan hazırlanmış olması, dava mahkemesi
yargıcının esas hakkında karar verirken, rapordaki başvurucular tarafından
tartışma konusu yapılmayan veya ciddi bir itirazı gerektirmeyen olaylara
dayanmasını engellememektedir; başvurucular bilirkişi raporundaki bulgulara
veya değerlendirmelere karşı geçerli bir itirazda bulunmamışlardır; raporu
yetersiz bulmuşlarsa, daha başka araştırmaların yapılmasının gerekli olduğunu
düşündükleri noktaları belirtmek kendilerine düşer; başvurucular böyle bir
itirazda bulunmadıkları için, idare mahkemesinin rapordaki çelişmeyen beyanlara
dayanarak hastaneye kusur yüklenemeyeceği sonucuna varması yerindedir. Başvurucular
bu kararı Nisan 1992’de temyiz etmişlerdir. Yüksek İdare Mahkemesi (Conseil
d’Etat) bu başvuruyu Aralık 1992’de, temyiz sebeplerinin yeterince güçlü
olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. İç hukuk: İdari Mahkemeleri
Yargılama Usulü Kanunun 123. maddesine göre bilirkişiler, raporlarını
hazırlamak için yapacakları işlemlerin tarih ve günlerini en geç dört gün
öncesinden tebliğ edilecek şekilde taahhütlü mektupla taraflara bildirirler.
Raporun hazırlanması sırasında tarafların söyledikleri raporda kaydedilir.
Başvurucular 26 Şubat 1993’te İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na başvurarak,
bilirkişi raporunun çelişmeli yargılama usulüne göre hazırlanmaması nedeniyle
Sözleşme’nin 6(1). fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal
edildiğini iddia etmişlerdir. Dava Mahkeme’nin önüne getirilmiştir.
HÜKÜM GEREKÇESİ
ADİL YARGILANMA
HAKKI--hakkaniyete uygun yargılanma hakkı--çelişmeli yargılanma hakkı—bilirkişi
raporunu hazırlarken tarafın görüşünü alamama
Başvurucular
bilirkişi raporunun hazırlanma usulünün çelişmelilik ilkesine uygun olmadığını
ve bunun Sözleşme’nin 6(1). fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının
ihlaline yol açtığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular İdare Mahkemeleri
Yargılama Usulü Kanunun 123. maddesine aykırı olarak bilirkişi tarafından
yapılan görüşmelerin tarihleri konusunda önceden bilgilendirilmediklerini ve
raporda kendilerinin görmedikleri belgelere dayanıldığını, hastane yönetiminden
bunları sunmalarını istemenin de anlamsız olduğunu belirtmişlerdir. Dolayısıyla
bilirkişiye ifade veren kişileri sorgulama, bilirkişinin incelediği belgeler
hakkında görüşlerini bildirme ve kendisinden ek soruşturma yapmasını isteme
imkanından yoksun bırakıldıklarını savunmuşlardır. Başvurucular bilirkişi
raporunun hazırlanma sürecine eşit ölçüde katılmalarının engellendiğini
belirtmişlerdir. Komisyona göre çelişmeli yargılama usulü ilkesi, bir
mahkemenin bilirkişi raporu alınmasına karar vermesi halinde, bilirkişinin
talimatları yerine getirirken dikkate alacağı deliller hakkında tarafların
bilirkişi önünde itirazda bulunabilmesi anlamına gelmektedir. Komisyona göre
bunun üç nedeni vardır: bir mahkemenin yetkisi altında mahkemenin aydınlanması
için hazırlanan bu tür bir bilirkişi raporu, yargılama sürecinin bir
parçasıdır; mahkeme ele alınan bütün teknik meseleleri değerlendirebilecek durumda
olmadığından, bilirkişinin yapacağı soruşturma, bizzat mahkemenin delil toplamasının
yerini tutar; mahkeme önünde bilirkişi raporuna sırf bir itirazda bulunabilme,
çelişmelilik ilkesinin etkili bir şekilde uygulanmasına imkan vermez, çünkü bu
tarihte rapor sonuçlanmış olur. Mevcut olayda bilirkişinin CHRN sağlık
personeli olan tanıklarla yaptığı görüşmelere başvurucular katılamamış ve
raporda başvurucuların görmediği belgelerden söz edilmiştir. Nancy İdare
Mahkemesi ikinci bir rapor alınması talebini reddetmiş ve başvurucuların
iddialarını reddederken rapordaki tespitleri tekrar etmiştir. Bu nedenle
Sözleşme’nin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir. Hükümete göre ise Fransız
hukukunda idare mahkemelerinin yapılmasını istedikleri soruşturma işlemlerini
değerlendirmek yine mahkemelerin işidir. Gerçekte başvurucular tarafından
ortaya atılan mesele mahkemelerin delilleri değerlendirme meselesi olup, bu da
Sözleşme organlarının denetimine tabi bir mesele değildir. Ayrıca çelişmeli
yargılama ilkesinin, sadece mahkeme önündeki yargılamada bir önemi vardır.
Bilirkişi raporu başvuruculara iletilmiş olduğundan, idare mahkemesi önünde
çelişmeli iddia ve savunma sürecine tabi tutulmuştur. Başvurucuların
bilirkişinin dayandığı belgeleri kendilerinin tayin edecekleri bir doktor
aracılığıyla elde etmeleri mümkündür.
33.
Mahkeme,
Sözleşme’nin 6(1). fıkrası anlamında adil muhakemenin (fair hearing)
unsurlarından birinin, çelişmeli yargılanma hakkı olduğunu kaydeder. Çelişmeli
yargılanma hakkı, her bir tarafın, kural olarak sadece kendi iddialarının
kabulü için gerekli delilleri öğrenme imkanına sahip olması değil, ama ayrıca
mahkemenin kararını etkilemek amacıyla dosyaya sunulan tüm delilleri ve
görüşleri öğrenme ve bunlar hakkında görüş bildirme imkanına sahip olması
demektir (Lobo Machado, §31; ve Vermeulen, §33; ve Nideröst-Huber, §24).
Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, Sözleşme’nin 6(1). fıkrasındaki diğer usul
koruyucularına uygunluk gibi, çelişmelilik prensibine uygunluğun da, bir ‘yargı
yeri’ndeki davayla ilgili olduğunu açıklığa kavuşturur; dolayısıyla bu
fıkradan, bir mahkemenin bir bilirkişi tayin etmesi halinde, tarafların her
olayda bilirkişinin yapacağı görüşmelere katılabilmelerinin ve bilirkişinin
dikkate alacağı bütün belgelerin taraflara gösterilmesinin sağlanmasının
zorunlu olduğu gibi genel ve soyut bir ilke çıkarsanamaz. Asıl olan, tarafların
‘yargı yeri’ önündeki davaya gereği gibi katılabilmeleridir (Kerojarvi,
§42/son).
34.
Ayrıca
Sözleşme’de delil kuralları yer almamaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk
hükümlerine aykırı olarak elde edilen delillerin kabul edilebilmesini, kural olarak
ve soyut olarak dışlayamaz. Bir tarafın göstermek istediği delilin konuyla
ilgisini ve elde edilen delili değerlendirmek, ulusal mahkemelerin işidir.
Mahkeme yine de, delillerin toplanma şekli dahil, bir bütün olarak ele alınan
yargılamanın Sözleşme’nin 6. maddesinin gerektirdiği gibi adil olup olmadığını
belirleyebilir (Schenk, §46).
35.
Mevcut
olayda ‘sırf yargısal’ sürecin çelişmelilik ilkesine uygunluğu tartışma konusu
değildir. İdare Mahkemeleri ve Üst İdare Mahkemeleri Yargılama Usulü Kanununun eski
123. maddesi (şimdi 164. maddesi), bilirkişinin yapacağı işlemlerin tarihi
konusunda tarafların bildirilmesini öngörmektedir. Bu maddeye aykırılık,
yargılamanın adilliğini kendiliğinden ağır şüphe altına sokmaz (yukarıda
§34).
36.
Bununla
birlikte, bay ve bayan Mantovanelli bilirkişi raporunu aldıktan sonra raporun
içeriği ve tespitleri konusunda idare mahkemesine görüşlerini bildirdikleri
halde, Mahkeme bunun başvuruculara bilirkişi raporu üzerinde yorumda bulunmak
için gerçek bir fırsat verdiğine ikna olmamıştır. Bilirkişiye yanıtlaması
talimatı verilen sorular, tam da mahkemenin karara bağlaması gereken
sorulardır; yani başvurucuların kızlarına halotan verilmesinde CHRN’nin ihmali
bulunup bulunmadığıdır. Bu soru, yargıçların bilgisinin bulunmadığı teknik bir
alana aittir. Dolayısıyla idare mahkemesi kanunen bilirkişinin tespitleriyle
bağlı olmamakla birlikte, bilirkişi raporunun mahkeme tarafından olayların
değerlendirilmesinde ağır basan bir etkiye sahiptir. ve bayan Mantovanelli bu
durumda ve idare mahkemelerinin başvurucuların yeni bir bilirkişi raporu
alınması taleplerini reddetmeleri karşısında, görüşlerini sadece bilirkişi
raporunun verilmesinden önce etkili bir şekilde açıklayabilirlerdi. Bilirkişi
raporunun hazırlanması süreci tanıkların dinlenmelerini ve belgelerin
incelenmesini kapsadığından, başvurucuların bu sürece katılmalarının önünde
pratik bir engel yoktur. Kaldı ki bilirkişi, biri bayan Mantovanelli’ye son
ameliyatı yapan cerrah ve diğeri anestezi uzmanı olmak üzere CHRN’de çalışan
beş kişiyle görüştüğü halde, başvurucuların bu görüşmelere katılmaları
engellenmiştir. Dolayısıyla başvurucular, davadaki karşı taraf olan CHRN’in
çizgisinde ifade vermelerini beklemenin makul olduğu bu beş kişiyi çapraz
sorgulaya alamamışlardır. Başvurucular bilirkişinin dikkate aldığı belgelerden
ise, sadece rapor tamamlandıktan ve mahkemeye verildikten sonra haberdar olmuşlardır.
Dolayısıyla bay ve bayan Mantovanelli, asıl deliller hakkında etkili bir yorum
yapamamışlardır. Bu nedenle yargılama, Sözleşme’nin 6(1). fıkrasının
gerektirdiği şekilde adil olmamıştır. Buna göre Sözleşme’nin 6(1). fıkrası
ihlal edilmiştir.
Bu
gerekçeyle—Md 06(1-iv): ihlaline
ADİL
KARŞILIK—bu kararının manevi zararları karşıladığına ve ücretler ve masraflar
için 25,000 Fransız Frangı—Md 41: ödenmesine